belki de..

12/04/06

Belkide artık kendime ait bişeyler yazma vakti geldi.
bu 2. hafta hâlâ İstanbul’dayım. İşlerim çok yoğun kendime zaman bulmakta bile zorlanıyorum.
İstanbul’u çok sevmedim, belki de sevmek için yanlış yerlerde dolaşıyorumdur ya da bana sevdirecek dostlarım yok.
Herşey çok hızlı gelişiyor neler olduğunu anlamakta zorlanıyorum ama bir şekilde hayata tutunmak gerekiyor.
Bu arada Almanya’dan bir müşterim oldu. Ne yazık ki ülkemin bazı insanları sözlerini tutmamakta ısrar ediyorlar, olsun siz bilmeyin bilenler biliyor ve şimdi daha iyi anlıyorum neden bazı şeylerde 20 sene geriden takip ettiğimizi. Takip etme yanlısı değilim ama zaten kendi yolumuzu da çizemiyoruz ki..
Ankara’yı özledim, Ankara da beni özlemiş midir?

Yorumlar [7] Etiketler: ,

neyi yanlış yapıyorum?

05/03/06

Kod ne kadar iyi olursa olsun asıl problem şu; “Türk insanını (hepsi değil tabi) asla yeni birşeyler öğrenmeye zorlama!”
bizler hazır ve herşeyin full-otomatik olmasına alışmış insanlarız. yeni bişeyler bize ters. birilerine bişeyler öğretmeye ya da yeni bişeyler kullanmaya zorlama çıkacak hataların faturası sana kesilir.
Etraf herşeyden çok iyi anlayan(!) insanlarla dolu. boşa okuyormuşuz onca sene boşa dirsek çürütüyormuşuz..

Yorumlar [1] Etiketler: ,

Aşk Suya Düşünce...

23/02/06

Ateş denizi.
Gül bahçesi.
Renk fırtınası.
Aşk seması.
Işık ve bakış,
su üzerinde buluşuyor.
Renk ve ahenk,
suya koşuyor.
Aşkın yüzü suyu hürmetine
ateş suya konuk oluyor.
Gül suda diriliyor yeniden.
Renk kalbin derûnuna damlıyor.
Su coşuyor, aşk oluyor,
ateş oluyor, alev oluyor.
Su yakıyor ve yanıyor.
Rahmet su yüzüne çıkıyor.
Celâl ve Cemâl dalga dalga nöbetleşiyor.
Bir manevi yangın oluyor.
Ve bir uhrevi serinlik sunuyor ebru…
Yer çizgisi ile gök çizgisi suya düşen renklerde
birleşiyor.
Öylesine belirsiz, öylesine elden gelmez bir form
oluyor ebru.
Ve ebruzen…
Yer ile gök arasında…
Göklerin ötesini yere indirmeye niyetleniyor.
Kalbinde beslediği sözsüz şiirleri su üzerine
nakşetmeye çalışıyor.
Hep güzel gören gözleri, varlığı güzel bakışlarla
süslüyor.
Gören gözün ışığı ebru.
Rengini gönülden alıyor.
Ve gayba aşina gönlün karası,
gördüğüne razı gelmeyen aklın ayinesi,
ışıltılı, büyülü, ayartıcı.
Aşkı ve tevhidi bir kor tereddüdüyle
avucunda tutmaya çalışıyor ebruzen.
Gözleri güzelle süslemeye niyetli.
Boyanın su üzerinde kaotik dansından
nice gönüllere güzeller devşiriyor.
Ebruzen aşkını suda anyor.
Ve buluyor da….
Güzellik bakanın gözündedir ezelden.
Bakılanı güzel eyleyen bakıştır.
Mecnun Leylâ’nın gözünde güzeldir.
Yusuf Züleyha’nın bakışıyla güzeldir.
Ve kevn Mevlâ nazar ettiği için güzeldir.
Mecnun’un Leylâsı neyse, ebruzenin ebrusu o.
Önce ebruzeninin gözünde güzel ebru.
Ebruzen güzel baktığı için güzel görüyor, güzelin yüzünü öylece su üzerine düşürüyor.
Bu defa Leylâ Mevlâ’ya yol oluyor.
Ebrunun verdiği huzur, toprağa yakın oluşundan
gelir.
Sanatkâr, semayı temsil eden her şeyi toprak
renklerine yansıtır.
Suya düşürür, toprağa kazır ve çamura bular.
Modern sanatın aksine, çığırtkan ve saldırgan
renklerle değil, mütevazı toprak renkleriyle açar
gönülleri.
Ebru, su üzerindeki toprak renklerinden oluşur.
O yüzden ebru, biraz dünya biraz insan…
Ebru, aslında bir nefis terbiyesi.
Modem yaşamın, her şeyi determinist kalıplara
vuran anlayışının aksine, :
belirsizliğe razı olmayı belletiyor,
beklemeyi ve tevekkülü öğretiyor.
Ebruzen eserinin son halini başından belirleyemiyor.
Suyun ve boyanın efsunlu dansı,
renklerin ve biçimlerin nazlı salınışları arasında
sadece bekliyor.
Tek bir yaprağın kıpırtısına bile bigâne kalmayan Külli İradenin niyetini gerçeğe döndürmesini bekliyor ebruzen.
Ebru biraz da kaderi öğretiyor. En küçük ve sıradan eylemlerin,
Kâinatın Sahibince nasıl da ciddiye alındığını farkediyor.
Sonsuz gökyüzü altında ve geniş yeryüzünde değersiz ve terkedilmiş olmadığını anlıyor insan.
Rengarenk bir ayinede, ebruda, kendini yeniden keşfediyor…
Ebruyu elinizle değil gönlünüzle yaparsınız diyor ebruzen.
Sanatkârın yeni bir şey yapmadığını, zaten var olanı yansıttığını kaydediyor.
Batını zahire çıkarıyor ebruzen.
Kainat sayfalarında saklı güzellikleri gün yüzüne çıkarıyor.
Ebru, su üzerine kurulu evreni yine su üzerinde tasvir ediyor.
Ve aslında bu fonksiyonuyla aşkın, yine başladığı yere, yani bakışa, güzel bakışa dönüşünü temsil ediyor.
Ebru, kâinatla birebir örtüşüyor.
Modern fiziğin teorik tasvirlerle yakalamaya
çalıştığı gerçeği çoktan beri biliyor ebruzen:
Hiçbir olayın tekrarı yoktur.
Hiçbir şey tekrar edilebilir olmadığı gibi,
göründüğü gibi de değil.
Eşyanın rengi, biçimi ve hacmi,
insanın eşyaya eklenmesi ile
gerçeküstüne doğru kanatlanıyor.
Ebru, suretin sirete dönüşünü,
gözün gördüğünün gönüle düşüşünü temsil ediyor.
Ebruzenin su ile serüveni ebru…
Her serüven gibi nerede başladığı bilinse de,
nereye vardığı kestirilemiyor.
Ve hangi kalbi fethedeceği bilinmeyen bir akın.
Hangi gönülde durulacağı bilinmez bir coşku…
Ruhunu renge ve ahenge tekne yapıyor ebruzen.
Boyayı kalbinden damlatıyor.
Göze bir sürme gibi çekiyor gönlünün karasını.
Rengi ve ahengi, aşk denizine salıyor
Aşkı suya düşürüyor…
Yakıyor suyu…
Tevhid sırrının yüzüsuyu hürmetine kesret ateşine
salıyor ve ahenkle ve renkle serinletiyor insan
yüreğini.
Yandıkça su, alev alıyor aşk.
Ve yüreğimiz kanlı bir ebruya dönüşüyor.

Senai Demirci

Freelance?

06/01/06

yurdum insanından tanımlamalar;
bir gün lord tadında yaşarken ertesi gün homeless moduna geçmenin, bir sonraki gün yine lordlar kamarasına dönmenin, sinüzoidal yaşam eğrisi sahibi olmanın en garantili yolu.
yorar adamı. //tuttum bunu

tam zamanlı çalışırken, sıkıntıdan patlayan, “dizüstümle işimi istediğim yerden görür, internet’ten de yollarsam ne rahat yaşarım oh oh.” diye düşünen kişileri bekleyen, sıkıntılı ama kendine zaman ayırmaya fırsat veren iş şekli

ön eki itibariyle sağladığı “işyerinde bi ofise çakılıp kalmama” özgürlüğünü bilgisayar başında “evin bi odasına çakılıp kalma” garantisiyle nötralize eden, üstüne üstlük “zamanın hakimiyim” havalarında salınırken yaklaşan yazı/proje/ is teslim deadline’iyla saray yavrusu bi evi bile o esnada 3,5 atan freelancer’a dar edebilecek piskolojik etki ve yetkiye sahip çalışma şekli

iş yerlerinin çalıştırdığı kişinin sosyal haklarını korumakla kasasından çıkartacağı parayı çok görüp, tercih ettiği çalışan türüdür. parayı götüren versiyonları olduğu gibi /*:D*/, üç-beş kuruşa çalışanları da vardır.

ek$i sözlükten alırsan böyle olur işte. hep de içine oturmuş insanlar mı yazmış ne?

$irket insanlari ve plaza insanlari’ndan cok daha $ansli insanlarin cali$ma $ekli. zira freelance cali$an bi vatanda$ gunun istedigi saati istedigi kiyafetle i$ini yapabilir evinde, kahvesini ve sigarasini masasinda tuketebilir, daraldiginda “of ya dur bi sokaga cikayim 2 tur atip geleyim” diyebilir. olayin dezavantaji ise yapilacak i$lerin sadece freelance cali$an vatanda$in sorumlulugunda olmasidir. nitekim ofis ortaminda “bo$ver biraz yatayim, kalkinca devam ederim” olmaz, bu sebeple de genelde i$ler tikir tikir yurutulur. diger yandan elindeki i$i surekli “taksime cikayim bu ak$am, yarin devam ederim hem fazla bi$ey kalmadi yeti$tiririm” diyerek sallayan freelance insani bir de bakar i$ler birikmi$, miatlar* gelmi$ catmi$. ozetle efendim, freelance demek sorumluluk demektir, ve sorumluluk kavrami yerine oturmu$sa keyif demektir, rahatlik demektir.
işte tanım budur ;)

Yorumlar Etiketler: ,

bugün benim doğum günüm

05/01/06

bugün benim doğum günüm(dü).
1 dk geliyorum tekrar e-postalarımı kontrol edeyim..
evet ceviz.net ve süpriz bir mesaj dışında herhangi bişey gelmemiş.
aslında doğum günü kutlanılması taraftarı değilim. hatta çok saçma geliyor.. ne güzel bir yaş daha yaşlandım..
ama bir yandan da hatırlanılması taraftarıyım.
gelen süpriz mesaj okuldan bir arkadaşım ve sanırım ilk defa benim doğum günümü hatırladı. düşündüm de doğum günüm olmasaydı zaten kopup giden bağlar iyiden iyiye kopup gidecekti.
kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

Yorumlar [4] Etiketler: ,